Ramazan Seti 3

₺59.90 Ücretsiz Kargo

Kitap Özeti

Allah Kimlere Değer Verir?

Çağın kaotik, ideolojik olarak bağnaz ve modası geçmiş fikirlerinin aklımızı, modern ahlakî marazların kalbimizi karartmasına izin vermemeliyiz. Yüreklerin kar gibi tertemiz kaldığı bir halin ve selim akıl sahibi olmanın yollarını aramalıyız. Bunu yaparken elbette dairemiz İslam olacaktır. Duraklama, kriz ve kırılmalar yaşayan İslam medeniyeti, ortaya koyduğu evrensel projeyle ve uygulamalarla önceki uygarlıklardan farklı bir tavır sergilemiştir.
İslam, bünyesinde bulunan tüm unsurlar için din, dil, ırk, etnik köken ve renk ayrımlarını kaldıran, erdemli bir toplum ve uygarlık kuran tevhid medeniyetidir. Evrensel kardeşliğe (ümmete) dayanır ve her türlü ayrımcı duygu ve düşünceyi yok eder; farklılık ve üstünlük, hayır, rahmet, fazilet ve takvayla gerçekleşir.
Prof. Dr. Bayram Ali Çetinkaya, okurlarıyla; hikmetten gönle giden irfan yolunun engellerinden moderleşmenin tükettiği erdem olan samimiyete, kimliksiz ve köksüz düğünlerden ailenin iflasına, Arakanlı Müslümanlardan 15 Temmuz şehitlerine, hikmet, irfan, erdem, kimlik ve tevhid üzerine geniş bir yelpazede okurlarıyla sohbet ediyor. Allah’ın hepimize ‘değer’ vermesi için evrensel tavsiyelerde bulunuyor.
Hürriyeti ana karakteri haline getiren İslam medeniyeti, değerler üzerine inşa ve ihyâ olmuş bir medeniyettir. İnsanlığa ve kendi mensuplarına (ümmet) mutluluk ve adalet taşıyan İslam medeniyeti, erdem ve değerleri Müslüman olmayan fert ve toplumlara ulaştırmayı vazife yapan bir medeniyettir. Bu medeniyetin temsilcileri bilirler ki, değerler ve faziletler üzerine bina edilmemiş hiçbir devlet, toplum ve uygarlık ayakta kalamaz.
Bu kitap, “değerler”i kendisine konu/problem edinmiş bir çalışmadır. Değerler üzerine kaleme alınmış denemelerden oluşan eser, erdem ve ahlakı yaşayan olgu ve olaylar üzerinden yorumlamaya ve açıklamaya çalışmaktadır.

Kuran’la Gülmek Kuran’la Ağlamak

Gülmek ve ağlamak. İnsanoğlunun olmazsa olmaz özellikleri; görünenin dışında, insan ruhunun derinlikleriyle irtibatlı iki eylem. Ve hayatımıza yön veren yüce kitabımız Kuran-ı Kerim.
“Kuranla Gülmek Kuranla Ağlamak” derken insanı tebessümle birlikte düşünmeye sevk eden Süleymanvari (as) bir gülüşten söz ediyoruz. Ağlamak derken de kuran ışığında ahvalimizi anlamaya Rabbimize yakınlığa vesile olan bir hüznü kastediyoruz. Hasan Taşdelen titiz çalışmasıyla bizlere Kuran-ı Kerim’in sahabe devrinden itibaren inanan insanların ruhlarında ne derin izler bıraktığını gösteriyor. Hem gülerken hem de ağlarken daima Kuran-ı Kerim’le iç içe olduğumuzu hissettiriyor.
“Kuran’la Gülmek, Kuran’la Ağlamak” okuyanı duaya tefekküre, şükre, kurbiyete davet eden bir kitap…

Siyah Zülfün Gece Olmuş

Gece, âşıkların elbisesidir. “Sizin için geceyi bir örtü kıldım” demiştir geceyi var eden. Gece, bir sükûn ortamıdır; oluşun ve erişin mayalandığı. Gece, tefekkürün mânâya kanat açtığı bir rûhânî sofradır. Bir âyettir gece, okumasını bilene; sessizliğinde kalbinin atışlarını zikrin nefesiyle tutuşturana. Gece, fecrin doğuşuna bir hazırlıktır. Bu nedenle yemin edilmiştir “on gece”ye. “On gece”yi bürüyenlere, bu gecelerde yürüyenlere/yükselenlere sonunda âriflik bahşedilmiştir. Bayramı görenler/yaşayanlar, gecenin mahremidirler. Gece, gaybın anahtarıdır. Gecenin halveti tıpkı bir deryadır. Bu deryanın gavvâsları, el değmemiş nice inci ve mercan çıkartırlar bu sahilsiz ummandan.
Gece Leylâ’dır; Mecnûn’lara yol açan. Leyl’i, Leylâ yapan, sevgili kılan, peşinden koşturan, aklı çelen dalga dalga siyah zülüfleridir. Gece, âşıkların Kâbe’sidir. Burada kılınan bir namaz, bin namaza/aya bedeldir. Gece, vuslat sarayıdır, birlik mekânıdır. Öyleyse geceleri uykuyla kısaltma! Bil ki; büyük oluşların rüyâları, geceleri uyanık durmasını bilenlerin dünyalarına doğar.

Barış Peygamberi Hz. Muhammed (S.A.V.)

“Kadın, erkeğin gelincik çiçeğidir” diyerek kadınlara verdiği değeri zarafetle ifade etmişti.
“Ben ne kralım ne de sultan, kuru ekmek yiyen bir kadının oğluyum” sözleriyle hepimize alçakgönüllülüğü öğretmişti.
Evrensel barışın ve hoşgörünün hikmetini şu kelimelerle anlatmıştı bizlere: “Erdemin en büyüğü, seninle ilişkilerini kesene iyilik etmen, senden esirgeyene vermen, sana kötülük edeni bağışlayıp dost elini uzatmandır.”
Peygamber Efendimiz (s.a.v.) bir Barış Peygamberi idi. Affedici sevgisi, güzel ahlakı, cömertliği, merhameti, şefkati, vefakârlığı, fedakârlığı ve adaleti ile tüm insanlığa örnekti.
İslamofobinin körüklendiği, ‘İslam eşittir şiddet’ algısının şeytanice yönetildiği, savaşın ve kutuplaşmanın arttığı şu ahir zamanlarda, Güzel İnsan’ın ‘barışta ısrar eden’, ‘kılıç yerine kalemi seçen’ yönünü tanımak hepimize iyi gelecek!

Aşk Metafiziği

Söze ve kalıba sığmayan “aşkın” bir yönü vardır “aşk”ın. İnsanoğlunun şaşakaldığı ve hayrete düşüp hakikatle yüzleştiği bir yön… Burada insan hayret vadisi ile marifet vadisi arasında gidip gelir. Kah kendinden geçerek susar, kah coşkun bir heyecanla konuşur. Konuştuğu zaman soruların da sökün ettiği andır: Aşk nedir? Aşık kimdir? Maşuk niye vardır? Aşk, aşık ve maşuk üçlüsünün birleştikleri nokta ve ayrıştıkları yön neresidir? Aşk sonlunun sonsuza mı dokunuşudur yoksa gelip geçici duyuşların dizginsizce dışavuruşundan mı ibarettir? Aşkta insanı çekip çeviren, varlığa rengini veren, bilgiyi yöneten ne vardır? Bir nükte ki söylense noksan kalır, söylenmese sırrından hiçbir şey eksilmez, öyleyse bunca laf neyin nesidir?..
Fahreddin-i Iraki modern araştırmalarda İslam’ın fideli d’amore’u (aşk dostları) olarak bilinen ve tevhidin sırlarını aşk dilinde izah eden sufidir. Aşkı yine aşk ile aramış bir aşık olarak Iraki, Aşk Metafiziği adlı eserinde yukarıdaki soruların peşindedir. Ve bulduğu cevapları cömertçe paylaşmaktadır.
Türk okuyucusunun yakından tanıdığı Seyid Hüseyin Nasr’ın takdimi, William Chittick’in yorumları esere ayrı bir lezzet katmaktadır.

Güzelgah

Her insan en az bir kıssanın içinden geçer. Kıssaların serin gölgesinde büyür insan düşleri. Kıssaların başucunda uyur gerçeğin acısı. Kıssaların çağlayanından dökülür insanlığın gözyaşları. Kişisel menkıbesinin yatağını dolduran nehirdir insanın nefesleri. Güzel’e akıyor insan. Bulansa da Güzel’e varıyor, Güzel’e doğru duruluyor.
Yıllarca suskun kalmış bir yazarın kıssalara b/akışının duru kayıtlarını tutuyor Güzelgâh. Yolu güzel eyleyenin yoldan yürüyenlerin güzelliği olduğunu fısıldıyor satır aralarında. Sessizliğin göğe uzanan acemi tomurcuklarına üflüyor hece hece. Esma-i hüsna’yı eşyanın yüzünde, hayatın kıpırtılarında okuyor. İnsanın, sonsuz güzelliğin cümlesi içinde nezaketle kullanılan bir kelime olduğunu duyumsuyor. “Damdan düşmüş”lüğün yaralarını kanata kanata acıyı bal eyliyor. Yazı olsun diye yazılanlardan değil, yaşamanın ince gözeneklerinden sızan bir bilgelik bekliyor sizi…

Mevlana’dan Nefesler

Allah’la olduktan sonra ölüm de, ömür de hoştur…
**
Âşığın kıblesi Hak’tır. Felsefi aklın kıblesi hayal.
Dünya düşkünlerinin kıblesi para, şekle tapanların taş yontulardır.
Gönül sahiplerinin kıblesi iyilik ve lütuf, görünüşe tapanlarınki dilberlerin yüzüdür.
**
Ümitsizlik edip, gönlüne eziyet etme.
Geceye bakıp karartma kendini.
Bak ki ne doğacak güneşler vardır.
Dünya imkânlarla, çarelerle, dermanlarla doludur.
Her şeyin bir çaresi vardır. Ölümden gayri.
Bil ki ölümün de çaresi vardır.
O da ölmeden önce ölmektir.
Tüm dünyanın Mevlanaca bir hayata en çok ihtiyaç duyduğu bir zamanda yaşıyor olmamız sebebiyle, insanlık adına onu anlamak ve anlatmak noktasında üzerimize önemli bir görev düşüyor. Lakin daha öncelikli görev, onu ilk olarak kendimizin anlamasıdır. Anlam ile söz arasında münasebet olsa da, anlam sadece sözle sınırlandırılamaz.
Mevlana ve eserleri üzerine o kadar tez hazırlanmış olmasına rağmen, onca programla her yanı Mesnevi’den sözlerle süslemiş olmamıza rağmen, hatta her yılın aralık ayında “Şeb i Arus” törenlerinin gitgide daha büyük kalabalıklarla kutlanıyor olmasına rağmen Mevlana’yı ciddi manada anlayabilmiş değiliz.
Aksine, farklı motivasyonlarla Mevlana ve eserleriyle yakından uzaktan alakası olmayan birçok fikrin onun fikriymiş gibi yansıtılıp yaygınlaştırılması sonucu ortada muazzam bir haksızlık, muazzam bir bulanıklık var. İşte bunca bulanıklığın içinde, Mevlana’yı Mevlanaca anlamanın yolu nedir o zaman? Veya başka bir ifadeyle, “Nasıl bir anlama?” bizi Mevlana’nın aslıyla tanıştırır, bizi onun yoluyla hemhâl kılar.
İşte bu kitap Mevlana’yı ilahlaştıranlara da, onu Allah’tan kopuk modern bir mistik parantezine hapsetmek isteyenlere de Mevlana’yı Mevlanaca anlatan ‘nefes nefes’ bir yanıt!

Gece Yürüyüşü

Gece, hakîkat arayıcıları ve âşıkları için bir irfân sofrasıdır.
Gece, kendini tanımak isteyenler için bir sükûnet denizidir.
Kim gece kalkmış da elleri boş dönmüştür; feyz yağmurlarından, ilhâm esintilerinden, ötelerin baş döndürücü rayihasından mahrum kalmıştır?
Gece, özlemlerin bir pınar gibi kaynadığı, sessiz ve sözsüz niyâzların arş’a uzandığı, gözyaşının gözden saklı tutulduğu ulvî bir mekândır.
Büyük oluşların rüyalarını bağrında saklayan Yusufların kuyusudur gece.
Aynı zamanda âriflerin büründüğü elbisedir.
Karanlık gecede yürümesini öğrenenler, aydınlık bir gönül elde ederler.
Allâh, geceyi mi’râc’ın/vuslat’ın yürüyüşü olarak kutsamıştır.
Gecenin sırrı, gecede saklıdır.
Yıldızları ortaya çıkaran gecenin karanlığıdır.
Gece Yürüyüşü/Yücelişi” anlamına gelen “İsrâ Sûresi” üzerine yapılmış bu mütevazı çalışmanın, okuyucularımıza geceyi sevdirmesini ve gece yürüyüşüne heveslendirmesini dileyerek…

Kabe’yi Dinlerken

Yeryüzündeki ilk mâbedidir, Allah’ın Evi Kâbe. Rahmân’ın misafirlerinin her yıl konuk oldukları Beytullâh’tır. Kâbe yolculuğu bir hakîkat yolculuğudur. İhrâm, “ölmeden önce ölmenin” bir dış göstergesidir. Hacerü’l-esved ahde vefâ’nın adıdır Tavaf; dostun aşk vuruşları, darbeleri önünde başsız ayaksız dosta koşmaktır. Tavaf, “susuzluğu arama”, Sa’y, “su” aramadır. Sa’y; insanoğlunun sözlü değil, fiilî duâsıdır. Zemzem, Cenâb-ı Hakk’tan hediye olarak verilmiş bir Mârifet İlmi’dir. Kâbe, bir rûhânî tecrübe olan Mi’râc’ın başlangıç yeridir. Mescid-i Haram bir “Rûh” makamıdır. Kâbe son durak değil, başlangıçtır. Hacc-ı Hakîkî üzerine irfânî bir bakış açısı sunan bu kitabın haccın rûhunu yakalamak isteyenlere açılan bir kapı olmasını diliyoruz.

Hüzünlü Kalplere Şefkatli Dokunuşlar

Şu ahir zamanlarda mutluluk ve huzurun yolu İslam’ı okumak, araştırmak, soruşturmak ve anlayıp uygulamaktan geçiyor. Merdivenler nefsimizin değil, ruhumuzun ve kalbimizin sesine kulak vermekle, özümüze dönmekle çıkılıyor. Bu yol insana hem dünya, hem de ahiret mutluluğunu beraberinde getiriyor.
Bu kitap da, işte bu yolda bize ışık tutuyor.
Kanal 7 ekranlarında yayınlanan, Necmettin Nursaçan ve Muhsin Bay ile ‘Cuma Sohbetleri’ programına gelen izleyici soruları arasından sıklıkla gündeme gelenler Muhsin Bay tarafından tek tek ele alındı ve Necmettin Nursaçan tarafından sizler için cevaplandı.
Eski Kayseri Müftüsü ve Diyanet İşleri Başkan Yardımcısı Necmettin Nursaçan, kutsal kitabımız Kur’an-ı Kerim ve Peygamber Efendimizin hadisleri ışığında, merak edilen yüzlerce sorunun cevabını veriyor bu kitapta! İslamiyet’e uygun bir yaşam sürmenin püf noktalarını da anlatıyor.
Nursaçan Hoca, zorlaştırmıyor kolaylaştırıyor, ötekileştirmiyor sevgiyle birleştiriyor, kötülükten sakındırıp iyiliğe teşvik ediyor, temizliğe yönlendiriyor, hüzünlü kalplere şefkatle dokunuyor… “Dünyayı cennet gibi yaşamak varken, helal yolu genişken, harama ne lüzum var?” diyor…
Kitap iki bölümden oluşuyor. Birinci bölümde, ‘Cuma Sohbetleri’ programına gelen izleyici soruları ve Necmettin Nursaçan Hoca’nın verdiği cevaplar yer alıyor. İkinci bölümde ise bu kez Muhsin Bay soruyor.
Her biri hayatın içinden can alıcı sorular ve Kur’an-ı Kerim ve Peygamber efendimizin hadislerinden açık ve İslamiyet’in özüne davet eden cevaplar…

İlgili Kitaplar

Allah Kimlere Değer Verir Seti

₺39.90

İNDİRİM

Allah Kimlere Değer Verir?

₺22.22₺15.55

İNDİRİM

Allah’a Bırak Olmuş Bil

₺23.00

Allah Kimleri Sever?

₺16.00

Allah’ın İsimlerini Öğreniyorum (6 Kitap + Soru Kitapçığı)

₺48₺39.90

İNDİRİM

Sepetiniz
Hızlı Gönderim Ücretsiz Kargo
Whatsapp Sipariş